|
||
| Medya Ve İktidar/ Avni Özgürel / Radikal Perşembenin geleceği çarşambadan belli olur lafı doğru... Dört-beş yıl sonra nasıl bir Türkiye tablosu içinde yaşayacağımız az çok malum... Neyin daha güçleneceği, neyin zayıflayacağı artık sır falan değil... Bundan rahatsız olan var mı diye sorarsanız; gerçek şu ki, şikâyetçi olan pek yok gibi... İş dünyası tarihinde olmadığı kadar mutlu, türban vs. gibi şekli konularda sıkıntısı olsa da sanılanın aksine bence ordu da rahat... Eskinin sol aydınlarının eli alkışlamaktan aşındı neredeyse, Kürtler ümitli, İslamcıların keyfi yerinde!.. Yazılı veya görsel basına baktığımızda da aynı hava hâkim... Âdet yerine gelsin, basın muhalefet yapıyor görünsün kabilinden manşetler; gidişattan güya şikâyetçiymiş gibi görünülmesini sağlayan ahval-i adiyeden konular!.. Öyle ki tamamının ömrü ricalden gelecek bir telefon süresi kadar ya var ya yok... Ardından açıklama, özür, yanlış anlaşılmışlığa dair notlar, karşılıklı iltifat cümleleri vs. Gazetecilik mesleğine 1969'da başladım. O günden bugüne 28 hükümet gelmiş, gitmiş... Yakın tarihi ve basının işlevini de az çok bilirim... Bu konuda benden daha ehliyetle konuşabilecek meslek büyüklerinin varlığını unutmaksızın söyleyebileceğim; böyle bir devrenin imparatorluğun son yılları dahil bir asırlık zaman diliminde hiç yaşanmadığı... Atatürk'lü yıllar dahil... "Canım çok mu önemli bu... Bir kere de muhalefet etmesin basın, geçmişte etti de ne oldu, muhalif tavır sahnede dişe dokunur bir muhalefet partisi varken anlamlı olur, var mı..." denilerek itiraz edilebilir söyle-diklerime elbette... Pişmiş aşa su katmanın, tekere çomak sokmanın anlamsızlığı üzerine geçmişten bugüne çok laf işittim... Atı alanın Üsküdar'a geçtiğini vs. de.. Ama unutmamak lazım ki 'Her şey bir şeye dayandığında bir şey yıkılınca her şey yıkılır'... Son sadrazamlardan Keçecizade Mehmet Fuad Paşa'nın görünüşte Osmanlı toprak bütünlüğünü garanti altına alan ve imparatorluğu Avrupa devletleri arasına sokan 1856 Paris Anlaşması'nın imzalanmasından sonraki süreci Batı'nın Etats Désunis de Turquie (= Türkiye Birleşememiş Devletleri) yaratma çabası olarak tanımlar.. Oysa Osmanlı devlet ricali ve aydınları 1856'da Batı'yla mutabakat sağlanmış olmasını çok önemsemiş, imzalanan anlaşmayla imparatorluğun yüzünün Avrupa'ya döndüğünü ve geleceğin nihayet güvence altına alındığını sanarak sevinmişlerdi... Ama beklenen olmadı. Biliyorsunuz, ilk adımda İngiltere, Türkiye'nin toprak bütünlüğünü garanti edemeyeceğini açıkladı... Gerisi malum!.. Basın hangi ülkede ister muhalif ister muvafık koro oluşturdu veya oluşan koroya katıldıysa sonuç hüsran oldu... Batı'da Almanya'da Hitler'in iktidara uzanma sürecine ya da doğuda Humeyni'nin İran'a el koyuşunda basının rolüne bakın... Sonra dönün, bizde bir asır önce İttihat Terakki'nin nasıl iktidara geldiğini araştırın... Daha yakın döneme gelin, Türk siyasetinin en büyük yarası olan 27 Mayıs'ın gerek öncesinde gerekse sonrasında basının ne oranda sorumluluğu olduğunu görün... Derinlemesine okuma yapmanıza gerek yok, yüzeyden edineceğiniz bilgi hükme varmanıza yeter. 21 Mayıs ve 22 Şubat darbe girişimlerinin arka planını eşelediğinizde de ilginç şeyler çıkacaktır karşınıza.... Talat Aydemir'e ' İhtilalin gününü saatini bilelim ki taşra baskısına yetiştirelim komutanım' telkinleri dahil bir dizi sakillikten söz ediyorum... Geçin, 12 Mart dönemine gelin... Muhtıra öncesi Süleyman Demirel ve eşi hakkında açılan kampanyayı hatırlayın... Örnek çok ama uzatmayıp, genç kuşakların da hatırlayacağı biriyle noktalayayım... Bülent Ecevit'e başbakanlık görevi üzerinde ve hayattayken ölü muamelesi yapılmış olduğunu unutmuş olamazsınız... O günlerde neler yaşandığını az çok bilenlerdeniz... Bugün basının itibar sorunu varsa, bunda saydığım mazinin payı olmadığı söylenebilir mi?.. Sonuç olarak yazının başlangıcındaki cümleye döneyim... Damak tadı olan için çorbadan bir kaşık içmek kâfi, tabağın bütününü bitirmeye gerek yok... Dört-beş yıl sonra karşımızda nasıl bir Türkiye tablosu bulacağımız az çok belli... Bunu söylerken türban kullanan kadınların sayısındaki artıştan, kabaran ve her alana yayılan dini üsluptan vs. söz etmiyorum.. ABD'nin uygulamaya koyduğu anlaşılan ve sonuçlarının kısa sürede önümüze geleceği Irak-Türkiye-PKK planını vs.'de göz önüne alın... İyi diyorsanız, alkışa devam!.. |
||