TRForumcu.NeT (Arşiv Ana sayfa) => Köşe Yazıları & Makaleler

Konu: ''Vatandaşlık'' Halleri | Ferhat Kentel

Sayfa: [ 1 ]

Gαвяιєℓ 19.04.2008 17:37:52
                                                       
      
“Vatandaşlık” halleri
      
Gebze'deadına “vatandaş” denilen bir adam tarafından tecavüz edilip öldürülen,Filistin'e barış mesajı götürmek için yola çıkan İtalyan sanatçı PippaBacca'nın cenazesini ülkesine uğurladık. Diğer vatandaşların bir kısmıbu işten çok utandılar. Bu adamın “ülkemizin adını” -bir kere daha-kötüye çıkardığı için.... “Ülke adına” en çok utananların sesi,gazetelerinde bol miktarda çıplak ya da yarı çıplak kadın fotoğrafıyayınlayıp, başörtüyü öcü gibi görüp, çağdaşlık kılıfı altındacinsiyetçi pazarlama yapanlardan yükseldi. Medeni imajlarınınsarsılmasından hiç hoşlanmadılar bu “makbul vatandaşlar”...
Diğer vatandaşların bir başka kısmı ise insanlıkları adınautandılar... Pippa Bacca'nın öldürülmesindeki vehamet onun İtalyan,öldürenin ise Türk olmasında değil, bir erkeğin bir kadını, barış içinmücadele eden bir kadını öldürmesinde yatıyordu... Onlar bu topraklardaerkeklikle örtüşmüş; bir erkek-devlete ve onun güç tezahürlerine tapan,kadınları, kadınsı olan herşeyi aşağılayan zihniyetten insan olarakutanıyorlardı...
Ulus adına konuşmayı çok seven, bu konuda her türlü tekelielinde tutmaya çalışan makbul vatandaşlar ve onların medya, parlamentoya da bürokrasideki temsilcileri başka alanlardaki şiddet olaylarındada benzer tutumlar sergiliyorlar. Hrant Dink, Rahip Santoro, Malatya'daZirve Yayınevi'nde 1'i Alman 3 kişi, bir kısım vatandaş tarafındanvahşice öldürüldüğü zaman, hemen yurtdışından basın organlarınıtarıyorlar; “bizim hakkımızda bakalım neler demişler?” diye merak edip,“ne kadar rezil olduğumuza” bakıyorlar. Eğer yurtdışından “Türkler iyiinsanlardır; üzülmeyin, her yerde kötü insanlar vardır zaten” türündenmesajlar geliyorsa, ulusal beğenilme takıntıları bir müddet için tatminolup huzura eriyor.
Dolayısıyla yan gözle dikizledikleri dış dünyadan-”yabancılardan”- tepki gelebilecek olmasından kaynaklanan kısa sürelihuzursuzlukları sona eriyor. İçeriye dönüyorlar ve herşeyi bilen, ahkâmkesen güvenli erkek dilleriyle başka dilleri duyulmaz kılıyorlar.
Dert etmiyorlar bu toplumda en sıradan insanların, iktidarilişkilerinde güçsüz insanların neler yaşadıklarını. Çünkü o insanlarıngüçsüz kalması, makbul vatandaşların kendi kendilerine atfettikleri“haklı vatandaşlık” hallerine daha çok inanmalarını sağlıyor. “Haklı”olduklarını kendi kendilerine tekrar ede ede, içeriden gelebileceksesleri hiç duymaz oluyorlar. Duysalar bile “rezil olmayacaklarını”biliyorlar; ellerinin tersiyle itiveriyorlar içeriden yükselenşikayetleri. O şikayetleri “zaten olmayan” kategorisine sokuyorlar.
Sayısal, sembolik ya da fiziksel olarak güçsüz olan herkeskarşısında arslan kesiliyorlar. Birilerinin eğitim hakkı, diğerlerinindil hakkı, başkalarının mülk edinme hakkı karşısında aynı erkek-devletdilini çıkarıyorlar. Devletin içinde yuva yapmış bir dili taklitediyorlar. Bütün talepleri ya da şikayetleri bir üst dil altındadüşmanlıkla, yabancılıkla örtüyorlar. Malatya'da Protestanlarıkatledenler de bu dili tepe tepe kullanıyorlar. “Malatya'da faaliyetgösteren misyonerler var, bunlar Türklüğü, Müslümanlığı yok edecekler,PKK ile bağlantıları var” şeklinde dile gelen bir söylem, içeridedüşman ve yabancı yaratıyor.
Bu dilin içindeki mantık geçen yüzyılın başından itibarensistematik olarak bu topraklarda yetiştirildi. Dışarıdaki “yabancı”yakarşı hayranlık ve korku, üstünlük ve aşağılık kompleksi beslenirken,içeride de hakkından gelinebilecek “yabancılar” inşa edildi. Bütünvatandaşlarına bir ortak üst kimlik verme iddiasındaki ulus devletkendi vatandaşlarının bir kısmını “yabancı” statüsüne soktu. Mallarınıngaspedilmesi için her yolu denedi. Özellikle Gayrimüslimlere yönelik“Varlık Vergisi” koydu; 6-7 Eylül 1955 gibi tezgahlarla, 1960'lar ve1970'lerdeki Kıbrıs krizleriyle “yabancı” ilan ettiği vatandaşlarınınyüzyıllardır yaşadıkları toprakları terketmesine neden oldu. Herseferinde bu “yabancı” vatandaşların geride bıraktıkları mal ve mülklergeride kalanlara peşkeş çekildi.
Bu “el değiştirme” operasyonun en “kör gözüm parmağına” olanıise Azınlık Vakıflarından 1936'da istenen bir “Beyanname”ye dayanıyor.Devletin o zaman bu vakıflardan istediği mal tespiti, 1974'te akıllaraseza bir senaryonun gerekçesi oldu. Vakıfların mal edinme hakkı,“yargı” tarafından ellerinden alındı; 1936 Beyannamesinde yer almayanve daha sonra edindikleri yüzlerce taşınmaz mala, onlarca Gayrimüslimvakfın yönetimine ve onlara ait yüzlerce gayri menkule ise el kondu.Okul, hastane, kilise, huzurevi gibi kurumların ayakta durmasınısağlayan bu vakıflar ayakta duramaz hale geldiler. Azınlıkokullarındaki çocuklar, araç, gereç, kitap ve öğretmen eksikliğindekendi dillerini bile doğru dürüst öğrenme imkanlarını kaybettiler.Müslüman, Hıristiyan demeden yoksul hastalara bakan vakıf hastaneleri,yoksullara ve yaşlılara sosyal yardım sağlayan vakıflar yavaş yavaşgüçlerini kaybettiler. En basit ifadesiyle bu memleketin “vatandaşı”olan, ve kolayca altedilebilecek “yabancı” kategorisine sokulanGayrimüslimlerin nefes alma imkanları gaspedildi.
İşte bu vakıfların gaspedilen taşınmazları arasında biri de“Tuzla Ermeni Çocuk Kampı”ydı. Hrant Dink'in ve kendisi gibi yetimçocukların emeğiyle yaptıkları bu kamp da onların elinden alındı, zamaniçinde harabeye döndü.
İşte bu gasp hikayesi, “makbul vatandaşlık” halinin görmediğibaşka bir “vatandaşlık” halini anlatıyor. Başörtüde, Kürt'te,Gayrimüslim'de “yabancılık” arayarak ve kurarak beslenen makbulvatandaşlığın kurumları ve temsilcileri, toplum içinde yaşamayaçalışan, yedikleri darbelerle azala azala neredeyse yok olma seviyesineinmiş Gayrimüslimlerin -yani bu ülkenin vatandaşlarının- yaşadıklarınıda görmemeyi tercih ediyorlar. Çünkü bu “makbul olmayan” vatandaşlargüçsüz oldukları için “rezil etme” potansiyeli taşımıyorlar...
Parlamentodaki partilerin (hatta bazı azınlık vakıflarınınmallarının üzerine oturmuş parlamento dışı bazı “sol” partilerin) deböyle korkuları yok... Tersine onlar “yabancı” olarak nitelendirdiklerikendi vatandaşları olan Gayrimüslimleri potansiyel düşman ve tehditgörerek, onların mallarının iadesini vatana ihanetle özdeş görüyorlar.Bu yüzden bir süre önce kabul edilen Vakıflar Kanunu da Gayrimüslimlereait cemaat vakıflarının en temel ve acil sorunlarını çözmekten uzakkalıyor; tersine, getirdiği birtakım yeni düzenlemeler ile buvakıfların mevcut sorunları daha da ağırlaşma potansiyeli taşıyor.
Bu yüzden, “azınlıklar” üzerinde uygulanan ayrımcı tasarruflar,ne idüğü belirsiz ya da (ne idüğü eğer belirliyse) tam anlamıyla hukukve vatandaşlık faciası anlamı taşıyan sonuçlar yaratıyor. Bizzat “kendivatandaşlarının” bir kısmının hakları için başka ülkelerle“mütekabiliyet ilkesi”ni koyuyor. Kendi vatandaşına çifte standartlayaklaşıyor, onları rehin alıyor, başka ülkelere karşı tehdit unsuruolarak kullanıyor. Bu çifte standart altında, makbul vatandaşlık buçırılçıplak adaletsizliği görmüyor, görmek istemiyor; devletin entepesinde hukukdışı bürokratik uygulamalarla düşmanlık kültürüpompalanırken, Zirve kitabevinde adam boğazlamanın yolu açılıyor...
Makbul vatandaşlık hali görmemeyi tercih ediyor ama aynı PippaBacca'nın bir tecavüzcü erkek tarafından öldürülmesinden insanoldukları için utananlar olduğu gibi, Gayrimüslimleri gerçek vatandaşolarak görmeyen, onların üzerinde her türlü tasarrufu kendinde hakgören erkek-devletin yaptıklarından insan oldukları için utanan başkavatandaşlar da var...
Mesela, geçen Salı akşamı seyrettiğim, TESEV tarafındandesteklenen ve Türkiye'deki Gayrimüslim vakıfların tapulu mülklerininellerinden alınması sorununu ele alan “'Vatandaşlık' Halleri” isimlibir belgesel... SUFilm tarafından hazırlanan, yapımcılığını veyönetmenliğini Şehbal Şenyurt'un, kurgusunu Bülent Arınlı'nınüstlendiği belgesel başka vatandaşlık hallerini de gösteriyor. Görengözlere, duyan kalplere sahip bir vatandaşlık halini...

Ferhat Kentel


Sayfa: [ 1 ]