|
 |
« : 06 Şubat 2007, 03:01:54 » |
|
Merhum Attila İlhan da öyle düşünürdü... Kemalizm’in, öncelikle bir ‘İsmet Paşa tasavvuru’ olduğunu söylerdi. Hatta, denilebilirse, bu iş, ilk onun başının altından çıkmıştır.
Bazı eksantrik uçmalarını saymazsanız, ‘düvel-i muazzama’ya karşı (siz buna ‘emperyalizm’ deyiniz) Ortaasya ülkelerini örgütlemek, Kemalist umdelere göre Turan ilini yeniden yapılandırmak (çağdaşlaştırmak) gibi, orijinal fikirleri vardı üstadın...
Mustafa Kemal Atatürk’ten bir Sultan Galiyev çıkarmak için çok uğraşmıştır ama, muvaffak olamamıştır.
Çünkü bir ‘dönüştürücü lider’ olarak Atatürk her şeydir; devrimcidir, batıcıdır, yurtseverdir, liberaldir, yerine göre demokrattır, yerine göre muhafazakardır ama bir tek şey değildir: ‘Turancı...’
Koca şair bu düşüncesini, yani Kemalizm’in niçin bir İsmet Paşa tasavvuru olduğunu/olması gerektiğini ‘Hangi Atatürk’ adlı kitabında detaylandırıyor.
Türünün en iyi kitabıdır...
İtiraza yeltenecekler önce bu kitabı okusun, sonra küfür maillerini döşensinler.
Kendilerini ‘çağdaş’ sıfatıyla taltif eden arkadaşlar (Emre Kongar da buna dahildir) Türkiye tipi cumhuriyetin bahşedilmiş bir hak, bir ‘kutsal paradigma’ olduğunu düşünür ve buradan türeyen düşüncenin tüm sorunları çözeceğine inanır. Türkiye Cumhuriyeti’ne rengini veren ilkeler bütününün, hatta mevcut uygulanışıyla laikliğin demokratik teamüllerle örtüşüp örtüşmediğini ise hiç tartışmaz. Bilakis, çağdaş bir Türkiye’nin jakoben uygulamalarla (yani kamu alanını belli bir ideolojik grubun kullanımına açan umdelerle) mümkün olabileceğini savunur.
Buna dünyanın başka ülkelerinde ‘totalitarizm’ diyorlar.
Bu total algılayışın, takdir edrersiniz ki, ne cumhuriyetle, ne demokrasiyle, ne de laiklikle bir ilgisi vardır.
Daha önce kaç kez yazdığımı hatırlamıyorum.
Belki elli, belki yüz...
Bu konular, tekrarlana tekrarlana, insanı şizofrenik bir döngüye sokuyor ya, olsun... Az buçuk tarih karıştırmış olanlar bilecektir, ‘Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’ ve sakıt bir deneme olarak kalan ‘Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı tasfiye ederek gerçek bir ‘liberalizm’in, Mustafa Suphi ve bakıyesini Karadeniz’de boğdurarak kitabına uygun bir ‘sosyalizm’in oluşmasını engelledik.
Sınıfların teşekkül etmesine de izin vermedik.
Zaten teşekkül edebilemezdi de, hiç değilse ‘orta sınıf’ oluşturma çabalarının ürünü olarak ortaya çıkan ‘kast’laşmanın önüne geçebilirdik.
Bu nedenle, Türk demokrasisi adı verilen ‘şey’in sınıfsal temeli yoktur.
Tepeden inmedir.
Tepeden inme olduğu için de totaliter ve buyurgandır.
Farklılıkları ve karşıtlıkları toptan red ve inkar yoluna gitmeseydik, ‘yerli düşünce’yi mihver edinip (demokratlaştırıp) yeni bir kültür bileşimi süzmeyi başarabilseydik sonuç daha mı farklı olurdu?
Muhtemeldir...
Tabii bütün bunları tartışırken, Mustafa Kemal’le Kemalizm’i ayırmak lazım...
Kemalizm, bir Kadro (Şevket Süreyya Aydemir, Vedat Nedim Tör ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun çıkardığı ‘Kadro’ dergisinden mülhem) faraziyesidir ve Mustafa Kemal’le (yani Atatürkçülük’le) ilgisi bulunmamaktadır.
Kemalizm ve Atatürkçülük, farklı kategorilere işaret eden iki ayrı düşünüş biçimidir...
Birincisi (İdris Küçükömer’in kavramlaştırmasıyla söylersek), halkı biat eden, pasif, edilgen varlıklar olarak görürken; ikincisi ‘aklı’ ve ‘bilim’i önceliyordu.
AHMET KEKEÇ 10.11.2006 STAR GAZETESİ
-------------------------------------------
KEMALİZM’i KİM BU HALE GETİRDİ?
Herşey siyah-beyazdan ibaret değil... ‘Skala’ diye bir şey var. Siyah ve beyazdan türemiş, ya da toplandığında siyah ve beyazı oluşturacak ara renkler, ara tonlar...
Dolayısıyla, bir insan da, mutlak anlamda iyi ya da kötü değildir. Olamaz. İyi tarafları vardır, kötü tarafları vardır.
Sırf gözlük takıyor, sakal bırakıyor, kendisini ‘sosyolog’ olarak pazarlıyor diye de bir insanın söylediği her şey doğru değildir. O adamın söyledikleri içinde doğrular vardır, yanlışlar vardır.
Bazen, ‘Adam okumuş, her şeyi biliyor ama bazı konularda saçmalıyor’ deriz.
Çünkü, durduk yerde kendisini modern, ilerici, bağımsız kılan (daha doğrusu bağımsız kıldığını zanneden) gözlüklü, kültürlü, sakallı, malumatfuruş bey, neredeyse devlet referansı olmadan düşünememekte, yazamamakta, fikir üretememektedir.
Üstelik kendisi gibi düşünmeyen herkesi ‘aydınlatılası’ ve ‘yola getirilesi zavallı yaratıklar’ olarak görmekte, toplumsal taleplere karşı demagojik tavır almayı ‘görecelilik’ sanmaktadır.
Öyle midir oysa?
Görecelilik (ya da ‘relativist bakış’) öyle bir şey midir?
Benim bildiğim görecelilik, bir otoritenin meşruiyetini gereksinmeden, her düşünceye kendi içinde değer atfeder...
Fakat, kendisini sosyolog olarak pazarlayan değerli akademisyenin gözünde değer kazanmanız için, ‘Kemalist’ olmanız gerekiyor.
Niye?
Kemalizm Türkiye’yi çağdaşlaştırmış.
Kemalizm’in çağdaşlaştırıcı bir ‘düşünce pratiği’ olduğu yıllardır yazılıp çiziliyor. Bu çok da yanlış değil. Gerçekten de, bu ideolojinin geçmişte dönüştürücü, modern dünyaya yaklaştırıcı bir özelliği vardı.
Bir ‘düşünce pratiği’ olması hasebiyle de, görece gevşek bir ideolojiydi.
Sonradan, özellikle ‘Kadrocular’ eliyle doktrinleştirilmek istenmiş, altı okun vücut bulmasıyla da kimi çevrelerce dinselleştirilmiştir/dinselleştirilmeye çalışılmıştır ama, bugünün dünyası için anakronik kaçsa da, önemli bir düşünce pratiği olma özelliğini koruyor.
Kemalizmi marksizmden ya da bildik ‘izm’lerden ayıran da (kimilerine göre üstün kılan da) bu gevşek ideolojik yapısıdır.
Nitekim, Mustafa Kemal, ‘Niçin düşüncelerinizi doktrinleştirmediniz?’ sorusuna, her defasında aynı cevabı vermiştir: ‘O zaman donup kalırız...’
Zaten Kemalizmi dondurma/dinselleştirme çabaları da (‘Kadro hareketi’ vb.) süreç içinde sonuçsuz kalmıştır.
Bunu ‘altı ok’ denilen şeye bakarak da anlayabiliriz.
Mesela ‘devletçilik’ ilkesinin Kemalizm’e yamanması ve ‘nass’ olarak görülmesi, hem adına Kemalizm denen ‘çağdaşlaştırıcı’ öğretiye aykırıdır, hem de topluma hedefler göstermekle yetinen Mustafa Kemal’e haksızlıktır.
Kemalizm’in bir kaziye-i muhkeme olarak görülmemesi gerektiğini, Mustafa Kemal’in pratik uygulamalarına bakarak da anlamak mümkün.
Peki, Kemalizm, kendilerini ‘Kemalist’ olarak taltif edenler tarafından nasıl algılanıyor?
Asıl soru bu.
Murat Belge’nin de belirttiği gibi, başlıca özelliği ‘Batılılaşmacılık’ olan Kemalizm, bugün (hayretle görüyoruz ki) Batı düşmanlarının en güçlü ideolojik silahı olarak kullanılıyor.
Gene başlıca özelliklerinden biri, topluma zorlu bir ‘değişim seferberliği’ hedefi göstermek olan Kemalizm, bugün Türkiye’de var olan en muhafazakar ideoloji haline getirildi.
Bunlar, Kemalizm böyle olduğu için değil, Kemalistler onu öyle yaptığı için oldu. AHMET KEKEÇ 18.10.2006 STAR GAZETESİ
İnönünün oluşturduğu ve teorisini ve pratiğini kendisinin peydahladığı sadece Atatürkü bir Maske bir Makyaj malzemesi yaparak yani İnönücülüğü Atatürk ismi ile maskeleyerek kendi fikirlerini uygulamaya soktu...Bunları yaparken de hep Atatürkün ismini kullandı..Çünkü Atatürkte Karizma varken İnönüde karizma yoktu..Hep Atatürkün gölgesinde yürümüş , onun başarılarının içinden pay edinmeye çalışmış biri olduğu bir çok kişi tarafından defalarca yazıldı...
Yazıyı Okumadan Eleştirenler hooooop balıklama ön yargı ile saldırabilir... Okuyun ve gerekirse ağır eleştiriyi yapın... KEMALİZM dediğimiz şey İNÖNÜCÜLÜKTÜR... İnönü Atatürkün ölümünden hemen sonra Paralara, Pullara kendi resmini bastıran adam, Devlet dairelerine Atatürk yerine kendi resimlerini astıran adam... Meydanlara Atatürkün heykellerine nisbet olsun diye kendi heykellerini diken adamdır...
|